Küba – Komünizmin hâlâ direnebildiği eşitlik ve özgürlük adası

O.Z.O.R.A. Festival Sitesi
May 18, 2017
Yalancının El Feneri
May 18, 2017

Merhaba İnternet !

 

2016 senesini şimdiye kadarki senelerden çok daha değişik bir şekilde kapattım.

Normalde her sene rahatımın çok dışına çıkmadan bulunduğum şehirdeki arkadaşlarımla takılarak kapatırdım seneyi. Kimi zaman bir ev partisinde ya da dışarıda bir barda gece yarısına varıldığında 10’dan geriye sayarak ve avazım çıktığı kadar bağırarak girerdim yeni yıla genelde.

Bu sene ise bir değişiklik yapıp 2017’yi 30 derece sıcaklıkta, deniz kıyısında yüzüme çarpan serin rüzgarla karşıladım. Herkese de tavsiye ederim.


Solo tatil: Hayata nasıl yepyeni bir anlam kazandırabilirsin?

Tek başına tatile çıkma fikri enteresan.

İyi yönleri de var kötü yönleri de.

Yalnızlık hem bir avantaj hem de dezavantaj olabilir.

Yalnız olman sana her istediğini yapma özgürlüğü veriyor ama yalnızlıktan sıkılma ihtimalin de var.

Güvenlik açısından da tek başına tatile çıkmak pek uygun olmayabilir… çünkü yanında en azından bir insan daha olursa birinizin başına bir şey gelse diğeri yardım eder ve böylece kazadan ve beladan uzak kalırsınız.

 

Fakat madalyonun diğer yüzünü de unutmamak lazım:

 

Madalyonun Diğer Yüzü:

1- Tatildeyken yanında birinin olması matematiksel olarak özgürlüğünü kısıtlar:

İnsan beyni evrendeki en gelişmiş organ 1

Yalnız böylesine karmaşık bir organ avantajlarıyla birlikte dez avantajlarını da yanında getiriyor malesef.

Mesela kararsızlık…

Hayatta bazen kendi kendineyken bile kararsızlığa düşersin. Bunun nedeni beynindeki milyarlarca nöronun birbirleriyle sürekli iletişim halinde bızır bızır çalışmasıdır. Yani sağlıklı bir beyin kararsızlığa düşer, ve bu gayet normaldir.

Fakat işte bu yüzden karar verme denkleminde ne kadar fazla beyin olursa bir çözüme varmak o kadar zorlaşacaktır. Çünkü kimse;

aynı anda acıkmaz,

aynı tempoda yürümez,

her zaman aynı yerlere gitmek istemez,

aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaz,

ve bir müzeye girince kesinlikle herkes farklı derecede zaman geçirir:

 

Her sanat eserinin başında 15 dakika bekleyen



İnstagramcı

 

Muhabbetçi

 

Hızlıca bakıp grubun geri kalanını çıkış kapısında bekleyen

 

Tek başına yapılan tatilde ise istediğini yapmakta özgürsün;

istersen yürüyüşe çıkarsın,

istersen otostop çekersin,

istersen son dakika plan değişikliği yaparsın…

Kısacası yalnız çıktığın bir tatilde sadece kendi ritmini, kalbini ve beynini takip edersin.

İşte bu noktada Küba tatilim için terazinin bir kefesine istediğimi yapabilme özgürlüğünü, öbür kefesine diğer bütün nedenleri koyduğumda istediğimi yapabilme özgürlüğü daha ağır geldi ve tek başıma tatile çıkmaya karar verdim.

Çünkü olay her şeyden önce kendimle zaman geçirmekle alakalıydı.

Bu yüzden öncelikle yalnızlıktan sıkılma gibi bir ihtimalimin olduğunu göz önüne bile almadım. Boş zamanlarımı kendime faydalı ve zevkli bir şekilde geçirmek için de yanıma arkadaş olarak birkaç kitap aldım.

 

Küba yolculuğumda bana:

Emre Kongar – Tarihimizle Yüzleşmek, Reşad Ekrem Koçu – Tarihimizde Garip Vakalar, Sigmund Freud – Civilization And Its Miscontents ve Carl Sagan – Dragons Of Eden kitapları eşlik etti

 

2- Güvenlik ve risk alma arasındaki denge:

Solo tatile çıkmak isteyenlere güvenlik açısından tek bir tavsiye verebilirim: Ne istediğini bil.

Ne istediğini bilmekten kastım kendine bazı noktalarda sınırlar koymak.

Açık fikirli olmak güzel bir özellik…. Aynı zamanda belirli kurallara sahip olmak da. Örneğin eğer tatile çıkmaktaki amacın ziyaret edeceğin yerin yerli halkı ile elinden geldiği kadar fazla zaman geçirmekse, eğlenmeye gidildiğinde kendi içkini kendin alacağını, kimseden açık içki kabul etmeyeceğini kendine bir kural olarak koyabilirsin.

Kimse kaza yapacağım diye yola çıkmaz. Fakat nasıl ki araba kullanırken ne kadar dikkatli olursan o kadar karşıdan gelecek hatayı önleme şansın artarsa; hayatta da aklını kullanır, saçmalamazsan o kadar kazadan ve beladan uzak durursun. Böylece çıkacağın maceralar başarıyla ve mutlu sonla sonuçlanır.

Fakat başıma bir kaza belâ gelecek diye risk almaktan korkmaman lazım.

Hayat unutulmaz anların birikmesinden oluşur. Unutulmaz anlar ise maceraya atılmadan gerçekleşmez.

Diğer bir deyişle, solo tatile çıkma kararı verirsen, gideceğin yeni ülkede ne tamamen risksiz takılmak, ne de sağlığını tehlikeye sokacak derecede riskli tecrübeler peşinden koşmak gerekir. Amaç aklını kullanarak maksimum derece zevkli zaman geçirmek olmalıdır.

 

Solo tatil yapmanın diğer bir iyi yanı da spontane kararlar verebiliyor olmak 2

Bu mantıkta aldığım ilk spontane karar Küba’ya varmadan kalacak yer ayarlamamak oldu.

Amacım uçaktan inip şehir merkezine bir şekilde varıp en ucuz bir şekilde geceyi geçirmek ve gerisine o anda karar vermekti.

Gerçekten de öyle oldu, Havana – José Martí havaalanına indim, turist bilgi masasını buldum ve oradaki güler yüzlü görevli amca geceyi geçirmem için bana bir Casa Particular 3 ayarladı.

Havana – José Martí

 

Küba

(Gözlemler, Tecrübeler, Biraz Politika ve Tatil Tavsiyeleri)

 

Küba’ya gitmeden önce o ülke hakkında bildiklerim:

  • Fidel Castro ve Che ile devrim yaşadılar
  • Fidel yakın tarihte öldü
  • Ülke çok fakir
  • Sahilleri çok güzel
  • Puro

 

Kalacağım casa’ya vardığımda beni ailenin babası Angel ve ailenin İngilizce seviyesi en iyi olan büyük oğlu Benita karşıladı.

Odamda gayet temiz ve rahat görünen bir yatak, duvarda çerçeveli, kocaman, 90’lardan kalma iki adet çıplak kadın resmi 4 ve eski bir klima vardı.

Aile ile tanıştım, eşyalarımı hızlıca yerleştirdim ve direk yürüyüşe çıktım.

 

Küba’nın iklimi sıcak yaz ve çok sıcak yaz olarak ikiye ayrılıyor.

Kasım-Aralık-Ocak-Şubat aylarında sıcak yaz yaşanıyor ve genelde o aylarda kış yaşayan Kuzey Amerika ülkelerinden akın akın turist geliyor. Mart-Nisan-Mayıs civarı çok sıcak yaza geçiyorlar, nem seviyesi artıyor ve ısınan havayla birlikte yağmur miktarı da artıyor. Diğer aylarda ise hava ikisinin arası takılıyor.

Yani ben Küba’yı turistin en bol olduğu “sıcak yazda” ziyaret ettim.

Ayrıca Küba’yla ilgili gözlemlerimi normal turist tatili mantığının dışına çıkıp direk Kübalı ailelerin içine dalarak ve neredeyse bütün zamanımı Kübalılarla geçirerek oluşturdum. Toplamda 3 aile ile tanıştım. 3’ü de inanılmaz derecede sevimli ve iyi niyetli insanlardan oluşuyordu. Aralarda tanıştığım Kübalıları da katınca gerçek Küba hayatı tecrübesi yaşayarak tatil geçirdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
Eski Havana

Kaldığım casa’nın olduğu mahalleye eski Havana deniyor ve harbiden de ismini hak ediyor. 1500’lerde kurulan bu mahalleye Küba’nın kalbi olarak bakılıyor ve gerçek Küba hayatı tecrübesini yaşamak için Eski Havana’da kalıp orada takılman gerekiyor.

Kübalılar mesela Varadero gibi tatil beldelerini asıl Küba olarak görmüyorlar. Gayet de haklılar.

Eski Havana sokaklarında yürürken ilk fark ettiğim şeyler:

  • Evlerin hepsi 1500’lerden kalma, birbiriyle bitişik ve her ev değişik tarza ve havaya sahip.
  • Pencereler ve kapılar genelde açık.
  • İnsanlar sürekli dışarılarda.
  • Her yerden sürekli salsa müzik sesi geliyor.
  • Her yerde turist kaynıyor.

 

Turistler Kübalı yerel halkın hayat tarzına ağızları açık bakakalırken, Kübalılar ise tam tersine dünya umurlarında olmadan istedikleri gibi takılıyorlar.

Sokaklarından geçen meraklı turist gözler artık hayatlarının birer parçası olmuş. Çünkü o meraklı gözlerin ceplerindeki cüzdanların içinde para var ve turistten sağlanan gelirin geçime büyük bir katkısı var.

O yüzden her iki evden bir tanesinin kapısında aşağıdaki “turist konaklamaya uygundur” tabelasını görebilirsin:

Kübalıların temizlik anlayışı bizim alıştığımız batılı temizlik anlayışından çok farklı.

Yollar genelde pis ve sidik kokulu.

Evlerinde aşırı temizlik umurlarında değil, sadece yeteri kadar temizlik yapıyorlar.

Mutfakta estetik pek fazla aranmıyor.

Misafir ağırladıkları ortak alanlar ve salonlar antik eşyalarla ve mobilyalarla kaplı.

Duvarlarında İsa’dan, evlilik fotoğraflarına, Castro ve Che’den rasgele çıplak kadınlara kadar her çeşit poster ve tablolar var.

Yoldan geçen araçlara geçebilecekleri kadar mesafe bıraktığın sürece araba yolundan yürüyebilirsin. Zaten kaldırımlar daracık ve genelde insanla kaplı.

Yalnız hem yayalar hem de arabalar kurallara şaşılacak derecede saygılı.

 

Kübalı ve Türk benzerliği

Eski Havana’yı gözünün önüne getirebilmek için İstanbul’daki varoş mahallelerin 4km bir alana yayılmış halini düşün. Yani aşağı yukarı Taksim meydanından Gayrettepe’ye kadar bir alan… Az buz bir mesafe değil.

İstanbul’daki mahallelerden farkı ise arabesk yerine latin müzikleri dinlemeleri, rakı yerine rom içmeleri ve göbek havası yerine salsa dansının olması.

Kültürel farklılıkları bir kenara koyarsak, Kübalıların bazı halleri ve tavırları bana Türk insanını 5 hatırlattı.

İki ülkenin insanının paylaştığı ortak noktaları şu şekilde özetleyebilirim:

  • Misafirperverlik: İyi niyetle kapılarını çalan herkese kapılarını açıyorlar. Amacın ne olursa olsun güler yüzle karşılanıyorsun. İstersen sadece selam ver ve çık, istersen otur muhabbet et sana kalmış. Eğer yardıma ihtiyacın olursa içtenlikle yardım etmeye çalışıyorlar. Bu özelliklerin hepsi Türklerde de mevcut.
  • Dokunma: Küba’da dokunmak sosyal hayatta büyük bir yer kaplıyor. Birbirini tanıyan insanlar yoldan geçerken mutlaka el, kol sıkışır çoğu zaman durur öpüşürler. Türklerden farkı, birbirlerini iki yanaktan değil tek yanaktan öpüyorlar. Ama ben Türklüğümü gösterip herkesle iki yanaktan öpüştüm.
  • Komşunun çocuğuna sanki kendi çocuğun gibi davranmak: Çocuklar her yerde kendi kendilerine özgürce takılıyorlar. Acıktıklarında kendi evlerinde değillerse komşuları tarafından doyuruluyorlar. Yaramazlık yapan çocuğa komşu anne aynen kendi çocuğuna davranır gibi gerekirse azarlıyor, gerekirse de tokadı patlatıyor.
  • Eğlence anlayışı ve sıcak kanlılık: İki ülkenin insanı da sıcak kanlı. Bunu yaşayış tarzlarından, birbirleriyle ve yabancılarla olan ilişkilerinden, espri anlayışlarından ve danslarından çok iyi anlıyorsun.

 

Ekonomik düzenin ve dinin günlük hayata etkisi:

Beni en çok şaşırtan şeylerden diğeri de sokaklarda hiç bir dilenciye rastlamamdı.

Halk fakir, imkânları kısıtlı, delileri de var ama gene de kimse sokakta para dilenmiyor.

Bunun tek mantıklı açıklaması komünizm ve komünizmle birlikte gelen dayanışma ve beraberlik duygusu bence.

Nasıl mı?

Küba’da herkesin gelir düzeyi genelde eşit derecede. Bir kere bu özellik kafadan bir çok avantaj getiriyor. Bunlardan en önemlisi de dayanışma ve paylaşma duygusu. Zaten herkesin neredeyse 24 saat kapısının açık yaşadığı, halkın mutlu ve iyi niyetli olduğu bir ortamda daha farklı bir şey bekleyemezsin.

İşte Komünist Küba’yı kapitalist batı ülkelerden ayıran en büyük fark da burada.

Kapitalist toplumlarda birbirine destek olabilirsin, o senin kişisel tercihine kalmış, fakat hayat rekabet üzerine kurulu olduğu için insanlar çoğu zaman başkalarına yardım etmekten kaçınır ya da istemeye istemeye yaparlar bunu. Bu tür ülkelerde akrabana bile güvenemezken Küba’da birbirini hiç tanımayan iki insanın yardımlaşması kadar doğal bir şey yok.

Dinin etkisine gelecek olursak…

Küba’da iki ayrı din var: Hristiyanlık (Katolik) ve Santeria dini. İspanyol Kübalılar genelde Hristiyan, Afrika Kübalılar ise Santeria dinini benimsemişler.

Fakat iki din de birer kural koyan otorite olarak değil, genelde ruhsal varoluş ve bir sonraki hayata açılan kapı olarak görülüyor.

Kiliseler tek tük ve genelde boş.

Yani demek istediğim günlük hayatla din arasındaki bağ yok denecek kadar az. Çoğunun dua ettiğini bile sanmıyorum.

Yani Kübalıların dayanışma ve yardım anlayışları din sayesinde değil, tam tersine dini baskı olmadığı için içlerinden gelerek yaptıkları bir şey.

Yani halkın üzerine kara bulut gibi çöken katı din kurallarının yoksunluğu, insanlara günlük hayatlarında genel bir rahatlık hissi kazandırıyor ve bu da kız erkek ilişkilerine, eşcinselliğe ve kılık kıyafete karşı hoş görüyü artırıyor.

 

Cinsellik:

Cinsellik bir tabu değil. Bu sayede de gençler gizli saklı buluşmaya çalışmak yerine rahatça birbirleriyle görüşüp istedikleri gibi eğlenebiliyorlar.

Sonuç olarak daha az agresif, daha anlayışlı ve iyi niyetli bir toplum ortaya çıkıyor.

Böyle bir ortamda korku ve önyargı duyguları yok denecek kadar az olduğu için insanlar istedikleri tarzda giyinip istedikleri yerde takılabiliyorlar.

Yani günlük hayatta insan ilişkilerinde kısıtlama çok az. Rahatlık ve özgürlük diz boyu. O yüzden kızlar istedikleri saatte istedikleri yerde gezebiliyorlar ve eşcinseller gayet rahat bir şekilde rengarenk, istedikleri gibi giyinip, serbestçe sokaklarda takılabiliyorlar.

Bunların sonucu olarak da tecavüz, soygunculuk ya da cinayet tarzı vahşi olaylar yok derecek kadar az. Kimsenin birbirinin malında ya da ırzında gözü yok. Bu da Küba’yı, doğal olarak, Dünya’nın suç ortalaması en düşük ülkelerinden birisi yapıyor.

Devletin etkisi:

Devlet insanların hayat tarzlarına karışmıyor. Fakat ülkeye giren-çıkan her şey sıkıca denetleniyor ve her aile sadece kişi başına göre kısıtlı derecede alış-veriş yapabiliyor.

Buna temel gıda ve temizlik malzemeleri de dahil. Yani pirinç, et, peynir, şampuan, diş macunu gibi ürünler devasa marketlerden ya da köşe başındaki bakkaldan değil basit, gösterişsiz, depo gibi yerlerden satın alınıyor.

Komünizmin etkisi sadece alışveriş yaparken değil, iş imkânlarında da görülüyor. Küçük-büyük bütün işletmeler devlete ait ve buralarda çalışanların maaşları çok düşük. Ama yukarıda da bahsettiğim gibi aradaki gelir farkını turistlerden kapatabiliyorlar. O yüzden her ne kadar kaynakların yetersizliği can sıkıcı olsa da halkın geneli halinden memnun.

Ürün tablosu (tarih ve miktar)

 

Sıradan bir domuz eti tezgahı

 

 

Sonuç:

Küba, Fidel ve Che’nin öncülüğünde İspanyol/Amerikan sömürgesinden kurtulup bağımsızlığını kazandıktan sonra uygulamış olduğu komünist hayat tarzının da katkılarıyla Dünya’nın belki de en mutlu toplumu haline geldi.

Bu tanımı da fazlasıyla hak ediyorlar.

Küba’da geçirdiğim 10 gün boyunca adımımı attığım  her yerde genelde pozitif havayla karşılaştım.

Arada imkan kısıtlığından ya da yurt dışına çıkma ihtimallerinin düşüklüğünden şikayet eden birkaç gençle karşılaştım. Ama bu durum kimseyi depresyona sokacak derecede değil. Çünkü çok isteyen bir yolunu buluyor.

Kimisi mesela kendisini çok sık ziyarete gelen yabancı arkadaşlarına laptop, akıllı telefon, parfüm tarzı ürünler getirtiyor ya da yurt dışına çok çıkmak isterlerse para biriktirip pasaporta başvurabiliyorlar 6

Küba yolculuğum aslında sıradan bir tatil olarak başladı ve sonunda oradaki insanların hayat tarzlarına hayran kalarak bitti.

Kübalılar seçeneklerinin makul derecede olduğu, buna karşılık sağlık, eğitim, konaklama ve kamu hizmetlerinin bedavaya sağlandığı, aynı zamanda modernizmin biraz gerisinde kaldıkları hayatlarıyla bana son derece hallerinden memnun göründüler.

 

Küba seyahat tavsiyeleri:

Bu tavsiyeler turizm acentelerinin tatil paketleriyle sahil kenarında takılmak isteyenlerden çok, daha özgür ve kültürel bir tatil geçirmek isteyen insanlara yöneliktir.

Para:

Küba’ya gitmeden önce bilinmesi gereken ilk şey para birimleri. Ülkede iki ayrı para birimi var:

İlki sadece yerli halkın kullandığı Peso

İkincisi sadece turistlerin kullandığı CUC.

Nereye gidersen git her şeyin fiyatı iki ayrı para birimine ayrılmış durumda ve 1 CUC 1 Amerikan dolarına eşit.

CUC yurt dışında alabileceğin ya da bozdurabileceğin bir para birimi olmadığı için ilk tavsiyem kalacak gün miktarına ve yapacaklarına göre yanına Amerikan doları almak olacak. Yanına alacağın parayı Küba’ya varınca havaalanında bozdurabiliyorsun.

Kredi kartının geçtiği yerler çok nadir fakat banka kartınla ATM’lerden para çekebilirsin.

Kalacak yer:

En ucuz seçenek günlüğü 8 CUC’a hosteller. Biliyorsun hosteli ucuz yapan şey yattığın odayı başkalarıyla paylaşman. En büyük avantajı da dünyanın her bir tarafından gelen diğer turistlerle kaynaşmayı sağlaması.

Biraz daha özel bir ortam, özel oda ve banyo istersen Casa Particular’da kalabilirsin. Kübalı bir ailenin yanında kalmak yerli halkla kaynaşmanın ve Küba kültürünü dolu dolu yaşamanın en iyi yolu. Gecesi 20-40 CUC arası değişiyor.

Ya da bir otel ayarlarsın. Otelde kalmadığım için detay veremeyeceğim.

Yemek:

Nedense etrafta Küba’da yemekler kötü oluyor diye yanlış bir önyargı geziniyor. Ben 10 gün boyunca bir kere bile kötü yemek yemedim.

Eğer zaten casa’da kalırsan kesinlikle 5 CUC daha fazla vererek yanında kaldığın aileyle sabah kahvaltısı yapmanı tavsiye ederim. Aynı şekilde 10 CUC civarına da akşam yemeğini yapabilirler.

Kahvaltıları yumurta, jambon, tepelemesine meyve, taze meyve suyu ve kahveden oluşuyor genelde.

Akşam yemekleri ise tavuk, domuz, balık ağırlıklı ve yanında pirinç ve salata hazırlıyorlar.

Restoranlarında daha fazla çeşit var ve dediğim gibi yemekler gayet lezzetli.

Sosyal hayat: 

Kübalılarla sosyalleşmek gayet kolay. Sen sosyalleşmesen bile mutlaka yolda yürürken birisi sana “my friend! my friend!” diye yaklaşacaktır.

Bilinmesi gereken tek şey, yukarıda da bahsettiğim gibi turistten sağlanan gelir günlük hayatın bir parçası ve isteğe bağlı olarak tanıştığın Kübalılara süt, ekmek, bira vs ikram edebilirsin. İkram olayı tamamen sana kalmış bir şey ve sadaka olarak bakılacak ya da gurur yapılacak bir şey değil.

Ayrıca salsa dansı biliyorsan sosyalleşmen daha da kolaylaşır ve bol bol pratik yapabilirsin.

İnternet:

Sadece belirli noktalarda (genelde parklar, merkezi bazı noktalar, bazı oteller vs.) kablosuz internet bağlantısı bulabilirsin. Bağlanabilmek için de gene belirli noktalardan (telekom, bazı oteller, ya da yanında kaldığın aile) alınan internet kartına ihtiyacın var. Her kart 1 saat internet sağlıyor ve kart başına 0.50 CUC veriyorsun.

Ulaşım:

Havana’da şehir turu yapmak istiyorsan yapabileceğin en iyi şey günlüğü 15 CUC’a bisiklet kiralamak olur.

Onun haricinde bir noktadan başka noktaya bisikletli taksilere binersin, otostop çekersin, otobüs yakalamaya çalışırsın ya da tabana kuvvet yürürsün.

Şehirlerarası yolculuk yapacaksan en doğru yardımı yanında kaldığın aileden ya da yerel halktan alabilirsin.

 

Bu yazıyı PDF formatında indirebilirsin:

 

Küba Fotoğrafları

 

Yorumlar

yorum

Comments are closed.