Kapitalizm Hakkında Bilinmesi Gereken Her Şey (Neredeyse)

Yalancının El Feneri
May 18, 2017
Mutluluk Anı
May 21, 2017

Merhaba İnternet!

 

Küba yolculuğum esnasında anladım ki komünizm ve kapitalizm nedir aslında tam olarak bilmiyorum.

Bana göre kapitalizm zengin ülkelerin fakir ülkeleri sömürmesi demekti ve sırf bu sebepten dolayı da komünizmi kendime daha yakın hissederdim. Fakat bu görüşüm daha çok içgüdüseldi çünkü dediğim gibi iki sistem hakkında da yarım yamalak bilgiye sahiptim.

Yarım yamalak bilgiye sahip olmak sadece komünizm ya da kapitalizm için de geçerli değil. Son birkaç yıla kadar herhangi bir konu hakkındaki görüşlerim doğruyu aktif bir şekilde araştırıp bulup öğrenmek yerine genelde kulaktan dolma, rastgele elde edinilen bilgilerle ya da içgüdülerim doğrultusunda oluşurdu.

Sağlam temellere yani nesnel gerçeklere dayalı olmayan görüşlere sahip olmanın zararlarını da sosyal bir ortamda o konu hakkında her ağzımı açtığımda fark ediyordum. Çünkü herhangi bir görüşümü içgüdüsel olarak savunmaya çalışmak zaman zaman utanç verici durumlara sebep oluyordu.

Yaşım ilerledikçe de toplum, sahip olduğum ciddi konular hakkındaki görüşlerimi benden daha zekice açıklamamı öngörmeye başladı.

Artık bir karar vermem gerekiyordu;

ya soyut düşünmeyi reddedip ciddi konular hakkında görüş sahibi olmayı bırakacaktım,

ya da oturup ciddi konuları adam gibi araştırıp sağlam görüşlere sahip olacaktım.

 

 

Bu bağlamda Küba’ya gitmeden önce kulaktan dolma bilgilerle yaklaştığım kapitalizm ve komünizm, Küba’dan dönüşte oradaki tecrübelerimi yazmaya başladıkça daha da önem kazandı.

Oturup araştırdıkça iki konunun da ne kadar ilginç ve zevkli olduklarının farkına vardım. Ve ilk başta ikisinden de kısaca bahsetmek isterken araştırmalarımın sonunda hem Küba yazımdan hem de birbirlerinden bağımsız birer konu haline geldiler.

 

Kapitalizm

 

Kelimenin kökü ve anlamı:

Kapitalist kişi sermaye sahibi yatırımcı demektir. Bu bir kişi, kurum ya da ülke olabilir.

Kapital kelimesinin kökü Latince caput yani kafa kelimesinden gelir. Yaygın olarak kullanımı ise 12. ve 13. yüzyıllarda başlar. Bu dönemlerde zenginlik seviyesi, sahip olduğun büyük baş hayvan sayısına göre belirlenirdi ve bunun için de caput kelimesinden gelen capitalis (canlı büyük baş hayvan) kelimesi kullanılırdı. Hatta aynı kökten cattle (sığır) ve chattel (mal, mülkiyet) kelimeleri türedi ve bu iki kelime de bugün İngilizce sözlükte mevcut. Günümüzde kullanılan capital-capitalism-capitalist kelimeleri ise 17. yüzyılın ortalarında bu kelimelerden derlenerek ortaya çıktı.

Kapitalizmin başlangıcı 1700’lü yılların ortalarında Sanayi Devrimi (SD) ile İngiltere’nin ve peşinden de bütün Avrupa ve Amerika’nın makineleşmeye başlamasına dayanıyor.

Kimileri kapitalizm ve SD arasındaki bağı reddedip kapitalizmin SD’den çok daha önce ortaya çıktığını savunurlar.

Doğru, SD’den önce milletler kendi aralarında kapitalist sisteme benzer ticari anlaşmalar yapıyorlardı ve sınıf farklılığı zaten vardı. Fakat bugünkü anlamdaki kapitalizm makineleşmeyle yani SD ile başlar.

 

İçgörüş: Modern insan 200 bin yıllık geçmişinde sürekli hayatını kolaylaştırıcı buluşlar yaptı. Makineleşme de insan zekasının ve gelişiminin bir parçası olarak ortaya çıktı ve insan hayatına inanılmaz kolaylıklar sağladı. Fakat aynı zamanda kapitalizm gibi sınıf farklılığına ve eşitsizliğe dayanan bir ekonomik sistemin oluşmasına da neden oldu. Aynı zamanda içinde yaşadığımız gezegenin şekillenmesinde -küresel ısınmadan uzay teknolojisindeki ilerlemelere kadar- büyük rol oynadı.

 

Kapitalizmin tanımı: Satılabilir malların üretimini artıracak makina ve teknolojiye yatırılan kapitale (sermayeye) dayalı bir ekonomik ve kültürel sistem.

Yani amaç teknolojiyi kullanarak maksimum üretimi sağlamak. Çünkü maksimum üretim demek, maksimum ürün satımı ve maksimum kazanç sağlamak demektir.

Peki neden maksimum derecede üretim ve tüketim bu kadar ilgi gördü?

1- Sanayi Devrimi ile gelen fabrikalarda tarihimizde ilk defa bu kadar rahat, hızlı ve ucuz üretim yapma şansını yakaladık. Doğal olarak da bu yeni buluş bize çok çekici geldi.

2- Orta Çağ Avrupası’nda zengin olabilmek için soylu bir aileden gelmen gerekiyordu ve bu da tanrı tarafından sadece kraliyete ve bazı seçilmiş ailelere verilen bir ayrıcalıktı. Yani köylü olarak doğduysan götünle göğe de çıksan zengin olma ihtimalin yoktu. İşte böyle bir dönemin üzerine ortaya çıkan kapitalizm, insanlara geçmişlerine ve soyağaçlarına bakmaksızın, herkesin zengin olabileceği sözünü verdi ve böylece dünya ekonomisine hızla hakim olmaya başladı 1

 

Kapitalizmin ortaya çıkışı: 

Yukarıda da bahsettiğim gibi kapitalizm ve SD tamamen birbirlerine bağlı iki olaydır ve SD’nin filizlendiği ilk ülke de İngiltere’dir.

SD’nin etkilerini ise kafanı çevirdiğin her yerde görebilirsin:

  • Masandaki bilgisayarın ve cebindeki telefonun
  • Temiz su içebilmenin ve zararlı atıklarını sağlığını etkilemeyecek yerlere boşaltabilmenin
  • Aşıdan uzay bilimine kadar modern hayattaki bütün yeniliklerin nedenidir SD.

SD’den önce dünya nüfusunun yüzde 80’i, kendisini ve geride kalan diğer yüzde 20’yi besleyebilmek için tarımla uğraşırken, SD’den sonra dünyada tarımla geçimini sağlayan insan sayısı hızla düşmüş, bugün 7 milyarı aşkın dünya nüfusunun sadece 2.5 milyarı tarımcılık yaparken, Amerika’da nüfusun yüzde 1’i, Türkiye’de ise toplam nüfusun yüzde 19’u tarımla geçimini sağlıyor.

 

Peki Neden İngiltere?

Peki SD neden Avrupa’da daha doğrusu İngiltere’de başladı da ne biliyim Osmanlı’da ya da Çin’de başlamadı?

Sonuçta Osmanlı Devleti bir dönem Dünya’ya hükmetmiş, çağ açıp kapatan büyük ve zengin bir imparatorluktu. Çin, baharat ve ipek üretimi sayesinde dünya ticaretinin merkezini oluşturan, bilimsel ve teknolojik açıdan Avrupa’dan daha ileri seviyede bir imparatorluktu.

Götü boklu Avrupa ise din baskısının yoğun olduğu karanlık çağın olumsuz etkilerinden daha kurtulamamış, halkın yiyecek ekmek bulamadığı bir milletler topluluğuydu.

Peki nasıl oldu da SD burada başladı?

Bu sorunun birden fazla cevabı var. Sırf zevk olsun diye önce Avrupa’nın tarafını tutan yorumlara ve benim bu yorumlara verdiğim cevaplara bakalım:

 

1- Teknolojik gelişmeler:

2- Siyasal yapı:

3- Nüfus:

4- Irkçılık:

 


 

Yukarıdaki yaklaşımlar buz dağının görünen kısmını inceleyen, çok araştırma gerektirmeyen ve önyargılı yorumlardan başka bir şey değil.

Sorunun asıl cevabını bulabilmek içinse ilk olarak o dönemlerde Uzak Doğu, Orta Doğu ve Balkanlar’da öne çıkan ülkelerin içinde bulundukları koşulları incelemek gerekir.

 

Çin:

SD’nin oluşmaya başladığı 1700’lerin başlarında Çin Avrupa’dan daha fazla askeri güce ve teknolojik gelişime sahipti.

Bunların nedenlerinden ilki, Çin’in Avrupa’dan çok daha önce tarih kitapları yazmaya başlaması ve bu kaynaklardan yararlanarak bilimini ve teknolojisini geliştirmiş olmasıydı.

Örneğin tarihin akışını dramatik bir şekilde etkileyen barut, baskı, kâğıt ve pusula gibi icatlar Avrupa’ya Uzak Doğu’dan gelmiştir.

Çin aynı zamanda ipek, çay, tuz, şeker, porselen ve baharat gibi malların ticaretinin başlama noktasıydı ve bunun sayesinde, Osmanlı İmparatorluğu 1453’te ipek ve baharat yollarının denetimini ele geçirene kadar, dünyanın en zengin imparatorluğuydu.

Çin hem zengin hem de kalabalık nüfusa sahip bir ülkeydi. O dönemlerde nüfus fazlalığı iş gücü demekti ve bu da ekonomik zenginliklerini güvence altına almalarını sağlıyordu.

 

Bütün bunlar şu demek oluyor:

Çin rahata ermişti. Yani herhangi bir üretim arayışına girmesine ve bir sanayi devrimine ihtiyacı yoktu.

Ayrıca zaten sanayileşmeden de herkese yetecek kadar üretim sağlandığı için yüksek sermaye yatırımına ihtiyaç duyulan bir sanayileşme sürecine gerek yoktu.

 

Osmanlı İmparatorluğu:

Yukarıda da bahsettiğim gibi Osmanlı İmparatorluğu, Orta Doğu ve Balkanlar merkezli olmak üzere, uzun yıllar boyunca teknolojik ve ideolojik olarak Dünya’nın liderliğini yaptı.

İrili ufaklı gerilemeler ve toprak kayıpları yaşadıysa da uygulamış olduğu başarılı iç ve dış politikalar sayesinde 19. yüzyıla kadar bağımsız olarak varlığını sürdürdü. Bu durum devletin gücünün en büyük göstergelerinden bir tanesidir.

Fakat sanayileşmenin en kızıştığı dönemlerde, daha nokta atışı yapmak gerekirse 1856 Kırım Savaşı’ndan sonra kurulan Borçlar Yönetimi (Düyun-u Umumiye İdaresi) ile birlikte imparatorluk resmi olarak çöküşe girdi.

Osmanlı’yı borç almaya iten olayların en başında ise SD’yi kaçırmış olması gelir.

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun SD’yi kaçırma nedenleri:

1- Eğitim:

2- Gelecek planları:

3- Milliyetçilik akımları:

4- Dış baskılar:

İçgörüş: SD’nin Avrupa’da filizlenmeye başladığı dönemlerde (1700-1800) daha Türkiye Cumhuriyeti kurulmamıştı. Yıkılma dönemindeki Osmanlı İmparatorluğu ise topraklarını nasıl paylaşacaklarında anlaşamayan Avrupa devletlerinin kararsızlıkları sayesinde ayaktaydı 2  Avrupa hem teknolojik hem de işçi sınıfı olarak gelişirken, Osmanlı SD’yi kaçırdığı için peşinden gelen Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde orta sınıf yani işçi sınıfı yok derecek kadar azdı. Nüfusun çoğunu köylüler oluşturuyordu. Türkiye’de işçi sınıfının doğması ve gelişmesi işte bu yüzden çok zor ve sancılı geçmiştir.

 

Hindistan:

18. ve 19. yüzyıllar Hindistan için çok kötü zamanlardı. Halkın çoğu açlık sınırındaydı. Ülkenin en aydın şehirleri Bengal ve Tamil Nadu’da bile açlıktan ve savaşmaktan bilime ve teknolojiye ayıracak zaman yoktu.

Üstüne üstlük bu duruma bir de İngiliz işgali eklenince ülkenin ekonomisi iyice geriledi ve fakirlik arttı. Böylece Hindistan da sanayileşemede geç kaldı.

Japonya:

Dünyadaki teknolojik konumuna baktığında Japonya’nın SD’de etkili bir rol oynadığını düşünürsün, halbuki Japonya da SD’yi kaçırmış bir ülkedir.

Bunun nedeni ise iç ve dış işlerinde agresif politikalar izlemesi, yani iç işlerindeki imparator – samuray karmaşası ve dışarıda önce Çin, peşinden Kore ile uzun süren savaşlara girmesiydi.

İçsel ve dışsal bu karmaşadan yorgun düşen Japonya SD’yi kaçıran diğer bir ülke oldu ve Amerika’nın ekonomik desteği ile anca 1870’lerde sanayileşmeye başladı 3

Rusya:

Rusya da SD’nin kapısını geç çaldığı ülkelerden biriydi.

Bunun nedeni ise, uzak doğudan farklı olarak, bilimsel gelişmelerin Rusya’da geç başlamasıydı. Bilimin geç gelişmesinin sebebi ise çiftçiliğin yaygın olması ve eğitime ülke genelinde önem verilmemesiydi.

1861’de köylerde ağalık sisteminin kaldırılması, Rusya’nın çiftçi ağırlıklı nüfusunun şehirlere göç etmesine ve oralarda kurulan yeni fabrikalarda iş aramasına yol açtı. Böylece Rus İmparatorluğu anca 1880’lerde sanayileşmeye başlayabildi.

İngiltere:

SD’nin İngiltere’de başlamasının en büyük sebebi kömürdür.

Her yerde kömür var neden İngiltere dersen…

Birincisi her yerde kömür yok.

İkincisi Dünya’da kömür bulunan sayılı yerlerden biri olan İngiltere, hem coğrafi hem de politik konumu açısından o dönemde kömürü çıkarmaya en uygun ülkeydi.

Mesela Çin’de de kömür vardı ama Çin’in kömürü kuru topraklarda bulunuyordu. İngiltere ise kömür madenlerindeki suyu boşaltabilmek için buhar enerjisini icat etmek zorunda kaldı.

O yüzden SD ortaya çıkışını her şeyden önce yüz milyonlarca yıl önce ölmüş ağaçlara borçludur.

Ayrıca İngiltere’nin içinde bulunduğu durum (Doğu’nun zenginliklerinden uzak kalmaları, aydınlanma hareketleri ve gitgide artan nüfus) ülkeyi yeni enerji arayışlarına sokmuştu.

Tarımcılık sektörünün gelişmesi sayesinde iyice zenginleşen ve güçlenen soylu takımı paralarını yeni buluşlara yatırmaktan çekinmediler ve SD’nin başlamasındaki en büyük paylardan birine sahip oldular.

SD’nin ilk başlangıç anı olarak değişik teoriler var ama bana göre SD İngiliz mucit John Kay’in 1733’te icat ettiği flying shuttle (uçan mekik) isimli buluşuyla başlar.

O dönemde İngiltere iplik üretmeyi öğrenmişti 4 ve artık Çin’e bağımlı değildi 5

Uçan mekik aletiyle de dokumacılık sektöründe tek bir işçinin 10 günde yaptığı işi bir günde bitirmeye başladılar. Böylece hızla üretilen mallara daha çok iplik gerekti.

İşte bu noktada o ana kadar buhar enerjisini su basan madenlerde kullanan İngilizler, aynı enerjiyi tarımda da kullanmaya ve böylece iplik üretimini artırmaya başladılar.

Sonuç olarak da iplik, buhar, kömür… derken çark hızla dönmeye devam etti ve bu durum makineleşmeye ve SD’nin çıkmasına sebep oldu

İngiltere’nin sanayileşme serüvenini daha iyi anlayabilmek için tarih sırasına göre önemli olaylara bakacak olursak:

 

Kapitalizmin gelişmesi ve yayılması:

Avrupa’daki bu hızlı teknolojik gelişmeler, Adam Smith‘in çalışanların performansını artıracak zeki önerileri ve insanların kafa yapılarının yavaş yavaş ihtiyaç‘tan gösteriş‘e 6 doğru değişmeye başlaması ile birleşince tüketim mallarına olan talep hızla artmaya devam etti.

Böylelikle daha çok tüketilecek mal üretilmeye başlandı.

Hatta o kadar çok mal üretildi ki 20. yüzyıl sonlarına doğru obezlikten ölen insan sayısı açlıktan ölen insan sayısını geçti.

 

Kapitalizmi güçlendiren diğer bir olay ise ona karşı bir sistem olarak ortaya çıkan komünizmin dünyaya verdiği kötü izlenimdi.

Mesela 20. yüzyılın en acımasız 3 liderinden ikisi, Sovyetler Birliği’nde Stalin, Çin’de Mao, komünizm adı altında diktatörlüklerini ilan ederek milyonlarca insanın ölümüne neden oldular. Uyguladıkları baskıcı politikalar kendi vatandaşlarını o dönemin en fakir milletleri haline getirdi. Bunun sonucu olarak da bütün komünist ülkelerde açlık, fakirlik ve baskı olacağı düşüncesi dünyaya yayılmaya başladı.

Hatta bu tarz kötü örneklere bakan bazı ülkeler, papaza kızıp orucunu açan Müslüman gibi, komünist düşünceleri vatan hainliğiyle eş anlamda yargılamaya başladı.

Komünizmi kötüleyen bu tarz propagandalar o dönemlerde Sovyetler Birliği ile resmen sidik yarıştıran kapitalist Amerika’nın işine geldi ve bunun sayesinde Orta Doğu ve Uzak Doğu’daki Türkiye, Hindistan, Japonya, Güney Kore gibi yeni sahip olduğu pazarları için hızla seri üretimlere başladı.

 

Doğal bir sistem olarak kapitalizm:

Peki ya Amerika’nın planı sarpa sarsaydı ve pazar ülkelerin halkları her gönderileni almasalardı. Mesela aşırı alış veriş yapmayıp sadece yeterli olanla yaşamayı tercih etselerdi ne olacaktı? Amerika neye güvenip o kadar mal üretmeye kalkışmıştı ki?

Sorunun cevabı o kadar da şaşırtıcı değil çünkü kapitalizme doğal yollarla oluşan bir sistem gözüyle bakılıyor.

Yani bu düşünceye göre, insanoğlunun elinden teknolojiyi alıp 1000 sene önce olduğu gibi doğaya bırakırsan, bir şekilde birbirleri arasında ticarete ve borçlanmaya başlayacak, ve kapitalizme benzer bir sistem ortaya doğal yollarla çıkacaktı. Bunun sebebi ise –bu düşünceye göre- insanoğlunun doğası gereği her şeyin sürekli fazlasını ve en iyisini istemek üzerine programlanmış olmasıydı.

Yani Amerika sırtını insanoğlunun aç gözlülüğüne dayadı ve nihayet bu politika Amerika’nın modern dünyanın en büyük imparatorluğu olma yolundaki yolculuğunun başlangıcı oldu.

 

Bu arada üretilen mallara bulunacak yeni pazarlar birinci ve ikinci dünya savaşlarında ölen yüzbinlerce askerin ve milyonlarca sivilin acısını unutturdu ve birbirine düşman devletler bile birbirleriyle ticaret anlaşmaları yapmaya başladılar.

Mesela Japonya tepesine 2 tane atom bombası bırakan Amerika ile anlaşmalar yapmaya başlamış, çok kısa sürede Amerika’nın en büyük pazarlarından biri haline gelmiş ve bu sayede de hızla teknolojik bir atılıma geçmiştir.

Kısacası SD ile gelen daha çok üretip daha çok kazanma hırsı küresel açıdan bütün kapıları açmaya başladı ve Dünya’nın dinamiğinin hem coğrafi olarak hem de ahlâki olarak dramatik bir şekilde değişmesine neden oldu.

 

Kapitalizmin Çocuğu –> Emperyalizm: 

Kapitalizm hakkında yazıp emperyalizme değinmeden olmaz.

Kökeni: Emperyalizm senin de tahmin edeceğin gibi empire –> imperial yani imparatorluk kelimesinden gelir.

Tanımı: Sanayileşmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere ekonomik bütünlük sağlayıcı sözler vererek o ülkenin sahip olduğu her türlü kaynaktan yararlanmasıdır.

Bu tanıma göre eğer gelişmekte olan ülke mesela bir maden yatağıysa, kömürü çıkarıp evine götüren madenci de kapitalist ülkedir.

İçgörüş: Atatürk’ün büyüklüğü işte burada ortaya çıkıyor. Atatürk, Sanayi Devrimi’ni kaçırıp verdiği ayrıcalıklarla ve aldığı borçlarla kapitalist ülkelerin resmen oyuncağı haline gelmiş bir imparatorluktan tap taze, modern, demokratik hak ve özgürlüklere dayalı bir cumhuriyet kurmuştur. Türkiye’yi gelişmiş devletler konumuna getirmek istemesi de bu yüzdendir. Çünkü Atatürk milletinin sahip olduğu kültürel mirasın zenginliğinin çok iyi farkında olan ve bundan ötürü de Türklerin, kurulan yeni Dünya düzeninde üst sıralarda yer alması gerektiğini savunan (haklı bulan) eşsiz derecede ileri görüşlü bir liderdir.

 

Peki neden emperyalizm?

Ne kadar insanın doğasına güvenseler de gözünü para kazanma hırsı bürüyen, hızla gelişen teknolojileri sayesinde git gide güçlenen büyük kapitalist şirketler, sahip oldukları pazarları güvence altına almak ve gelecekte de sömürüye açık tutmak için emperyalist politikanın filizlenmesine neden oldular.

Emperyalizm bir devletin başka bir devleti sömürmeye devam edebilmesi için stratejik bir şekilde gelecek için yatırım yapmasından başka bir şey değil aslında.

 

Peki pazarı güvence altına almak ne demek? Kapitalist şirketleri korkutan şey neydi?

Büyük kapitalist şirketleri tek korkutan şey halktı. Bu yüzden halkın üzerinden pazar ülkeyi güvence altına almak çok önemliydi.

Neden?

Çünkü hükümetleri kontrol etmek kolay. Onlar parayla her söyleneni yapmaya hazır. Fakat eğer pazar ülkenin halkı (özellikle orta sınıf), diyelim ki Türk halkı, zamanla uyanır da ülkesinin çıkarlarını koruyan liderleri başa getirirse ve ülke olarak kendisi üretip kendisi tüketmeye başlarsa, Türkiye ülke olarak (sadece hükümet olarak değil) her açıdan güçlenir. Bu da emperyalist ülkenin işine gelmez. Çünkü mallarını satamaz. Boşu boşuna o kadar sermaye yatırmış ve boşu boşuna seri üretim yapmış olur = Ekonomik kriz!

İşte bu noktada kapitalist devletlerin yardımına emperyalizm koşar.

Emperyalizm kapitalist devlete der ki:

“Pazar ülkenin sadece ekonomisini değil, eğitim sisteminden, basın ve yayınına kadar her şeyi sen kontrol et. Eğitim seviyesini düşük tut, seviyesiz programlar ve haber yayınları ile kültürel yozlaşmayı başlat ve reklamlarla halkı kendi mallarına bağımlı hale getir” 7


 

Bu politikayla batılı kapitalist şirketler zenginleştikçe ve güçlendikçe hem kendi ülkelerindeki hem de yatırım yaptıkları pazar ülkelerdeki etkileri artmaya başladı. Güçlendikçe de mallarını daha ucuza üretmenin yollarını buldular 8

Sonuç olarak da pazar ülkelerdeki halkın bir yandan ucuz fiyatlara ayakkabı, plastik kap ya da muz gibi mallar alabilmesini sağlarlarken, diğer bir yandan o ülkenin sahip olduğu bütün kaynakları istedikleri gibi kullanmaya ve manevi değerlerin yozlaşmasına sebep oldular.

İşte bu yüzden emperyalizme karşı olmak demek:

1- Kültürel yozlaşmaya karşı olmak,
2- Tarih boyunca gelen değerlerini koruma altına almak,
3- Yabancı malların vereceği zevkin ve tadın aynısını, hatta daha iyisini kendi ülkenin mallarının vereceğini düşünmek,
4- Ve sadece para kazanmaya dayalı bir hayat tarzını reddetmek demektir.

 

Sonuç ve görüşler:

Bugün internetin hızla yayılması sayesinde hiç olmadığı kadar birbirimize bağlıyız. Cebimizdeki ufacık alet sayesinde her türlü bilgiye her an ulaşma şansımız var ve bunun sayesinde artık bize söylenen her şeye inanmamaya başladık.

Her yeni nesil bir öncekinden daha bilinçli ve eğitimli geliyor. Bunun en büyük nedeni ise internet çağının geleneksel kitle iletişim araçlarına (basın-yayın) yepyeni bir anlam kazandırmasından başka bir şey değil.

Eskiden televizyon her şey demekti, şimdi ise yeni nesil artık filmleri Netflix’ten, dizileri Youtube’tan izliyor. Haberleri bile heryeri reklamlarla kaplı haber sitelerinden değil, birkaç farklı görüşün buluştuğu Reddit gibi forumlardan okuyor.

Yani demek istediğim sanayileşme günlük hayata bir çok şey kattı ve katmaya da devam ediyor. İlk başlarda bizi bencilliğe doğru sürüklemiş olabilir. Ama eminim kontrolü er geç elimize alıp insanlığa ve yaşadığımız gezegene daha saygılı canlılar haline geleceğiz.

Sanırım bunu yapabilmek için de ilk önce ölçülü olmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Mesela ben daha komünizm ya da kapitalizm nedir bilmezken bile maddeci bir insan değildim. Fakat aynı zamanda sanayileşmenin getirdiği avantajlar da hoşuma gider. Örneğin:

Hiçbir zaman son model, gıcır gıcır bir arabaya sahip olma isteğim olmadı ama zaman zaman uzun yola çıkıp müziğimle birlikte araba kullanmayı hayal etmişimdir.

Ya da hiçbir zaman telefonun, bilgisayarın son çıkanını edinme gibi bir kaygım olmadı. Yalnız kaliteli fotoğraflar çekebilen telefona ya da hızlı ve güvenilir bir şekilde çalışan bilgisayara her zaman ilgim olmuştur.

Ya da sonbaharda alerjiye yakalandığım zaman burnumun tıkanıklığını gideren ilaçtan kullanmak her zaman işime gelir.

Ya da ne biliyim dünyaca ünlü bir akademisyenin 2 saatlik konferansını istediğim zaman internetten açıp dinleyebilmek hoşuma gider… vb.

 

Her ne kadar Sanayi Devrimi kapitalizmi doğurduysa da daha yolun çok başındayız. Şimdiye kadar kolayımıza geleni yaptık ve bize söylenen, öğretilen her şeye inandık.

Ama dedim ya daha yolun başındayız. Daha çok değişimler göreceğiz. Her şey bir gecede düzelmeyecek orası kesin ama bence yavaş yavaş elimizdeki kaynakları daha akıllıca kullanmaya başlayacağız ve bizden sonra gelecek olan nesiller daha özgür ve mutlu olacaklar.

 

Bu yazıyı PDF formatında indirebilirsin:

 


Bir Sonraki Yazı:

Komünizm Hakkında Bilinmesi Gereken Her Şey (Neredeyse)

Benzer Yazı:

Kapitalizmin Kara Yüzü

 

Yorumlar

yorum

Comments are closed.