İnternet’in Gözdesi Mimler

Örnek Mimler
September 25, 2017
Histography.io
October 6, 2017

Merhaba İnternet!

 

İnternet sen çok enteresan bir şeysin,
Her günün ilk ve son selamını sen verirsin,
Bazıları sana hastalık der, bazıları över,
Kim ne derse desin vazgeçilmezsin.

Ne kadar senden uzak durmaya çalışsam da,
Çekim gücüne karşı koyamam,
Facebook, Reddit, Youtube derken,
En son çıkan mimleri kaçıramam.

Ortaya çıkış hikayen de bir garip,
Seni kim buldu, nasıl icat etti oraları biraz karışık,
İlk başlarda karşı koymaya çalışsak da,
Sonunda seninle yatıp seninle kalkmaya alıştık.

Sana sanal diyorlar halbuki yalan,
Gerçek hayattan daha da gerçeksin,
On parmağında on marifet,
Her ihtiyacı karşılamada birebirsin.

Gelecekte ne yönde gelişeceksin orası bir muamma,
Yalnız şimdilik çok eğlencelisin.
Seni sevmeyenleri çok da kafaya takma,
Bence kimseye hesap vermek zorunda değilsin.
Çünkü İnternet, sen evrimimizin bir parçasısın.

 

Gen: Belirli kalıtsal karakterlerin anne-babadan çocuklara aktarılmasını sağlayan biyolojik bilgi deposu.

Mim: Genetik transfere gerek kalmadan insanlar arası yayılabilen bilgi, fikir ya da davranış biçimi.

İnternet mimleri: Çoğu zaman komiklik olsun diye İnternet üzerinden paylaşılan her türlü düşünce, aktivite ya da slogan.

 

 

Mimler İnternet’in son yıllardaki en gözde eğlence araçlarından bir tanesi.

Hatta İnternet kullanıcıları arasında o kadar popüler ki her ay sürülerce yeni mim çıkıyor piyasaya ve çoğu da hızlıca virüs gibi yayılıyor 1

Bunun sebebi de gayet basit:

Mimler eğlenceli, saçma sapan, politik, geyik, ciddi, yararlı, ukala, patavatsız, hazır cevap… ve çok daha fazla kılığa girebilen kültürel bilgi depolarıdır. Ne demek istediğimi yazıyı okudukça daha iyi anlayacaksın.

 

İnternet mimleri karşımıza değişik şekillerde çıkabilirler. Resim, link, video, cümle, hatta bilerek yanlış yazılmış bir kelime İnternet mimi olabilir. Benim ilgimi en çok resim-makro tarzı mimler çektiği için daha çok onlardan bahsedeceğim.

Resim-makro tarzı mimler kısaca; genel bir duyguyu açığa çıkaran bir resmin üzerine o resimle özdeşleşmiş konuyla ilgili düşünce ve tecrübelerin paylaşıldığı mimler olarak tanımlanabilirler.

Eski İnternet kullanıcılarından biri olarak 2 İnternet mimleri ile çok uzun zaman önce karşılaştığımı söyleyebilirim. Hemen hemen her türlü mim çeşidini görmüşümdür ve gün içerisinde mimlere bakmak itiraf etmek isteyeceğimden daha fazla zamanımı alıyor.

Böyle bir yazı yazma kararına da mimlerle kültür evrimi arasındaki bağı öğrenince vardım. İnternet mimlerinin ne olduğunu daha önceden biliyordum fakat kökeninin nerelere dayandığıyla alakalı bilgim çok azdı açıkçası.


 

Evet doğru duydun. İnternet mimleri ile kültür evrimi arasında çok sıkı bir bağ var.

Ve düşününce gerçekten de mantıklı:

Çünkü 10 binlerce yıl önce yaşayan ve kültür denen kavramı başlatan atalarımızla hâlâ benzer ihtiyaçları, tutkuları ve korkuları yaşıyoruz. Aramızdaki tek fark yaşadığımız yüzyıl. Bizim için ilk çağlardan beri önemli olan; aile bağları, toplumsal kabul, bilgi alış-verişi, merak, güç arzusu ve hayatta kalma içgüdüsü vb. gibi şeyler bugün de aynı derecede önemini koruyor. İşte bu yüzden bugün şirin bir kedi resminin üzerine yazı yazma formatına dönüşmüş olan mimler, çok eskiden:

“İlerideki ot yığınına yaklaşma orada yılan var.”

ya da:

“Şu iki taşı birbirine sürterek daha keskin bir taş elde edebilirsin.”

şeklindeydi.

 

Bu yazı, tahmin edebileceğin gibi, önce mimlerin geçmişine bakacak, binlerce yıl geriye giderek evrimsel açıdan biyolojik ve kültürel gelişimlerini inceleyecek ve son olarak da günümüz İnternet dünyasında nasıl kullanıldıklarını açıklamaya çalışacak 3

Mim kavramı -özellikle modern anlamdaki mimler- sana yabancı geliyorsa bu yazı tam sana göre. Yazının sonuna vardığında sadece herkesin ağzından düşmeyen internet mimleri denen olayı çözmüş olmayacaksın, aynı zamanda mimlerin geçmişlerini ve nasıl yayıldıklarını derinlemesine öğreneceksin.

 

Bu arada yazının başındaki şiir için özür dilemeyi reddediyorum.

 

İçgörüş: Mim’in İngilizcesi MEME, okunuşu MİM. Şu ana kadar İnternet mimlerinin 3 ayrı şekilde adlandırıldıklarına rastladım: meme, caps ve mem. Bana soracak olursan 3’ünün de birbirinden ayrı sorunları var. Teker teker inceleyelim ve peşinden neden “mim” kelimesini tercih ettiğime bakalım: 1) Meme (İngilizcede yazıldığı gibi kullan): Açıkçası bu kullanımın yanlışlığından bahsetmeye çok da gerek yok çünkü Türkçe’de “meme” diye bir kelime var zaten. Ha bazıları “meme” yazıp “mim” diye okumak isteyebilir ama o zamanda Türkçe’ye ters kaçar. 2) Caps (Tamamen yeni bir kelime uydur): İngilizce’den geçmiş bir kavrama yeni bir kelime uyduracaksan en azından Türkçe’de anlam ifade eden bir kelime seç. Bu kelime bir kere “caps” diye yazılıp “keps” diye okunuyor ki ne mimlerin tanımına uygun ne de Türkçe’ye.  3) Mem (Orijinal kelimenin sonundaki e’yi kaldır): Bir önceki kullanımlardan daha mantıklı, o yüzden ikisinden de daha yaygın 4 Ama bana hâlâ Türkçe’deki “meme” kelimesini çağrıştırıyor. O yüzden pek de hoş değil. ♥Mim (Orijinalin okunuş şeklini kullan): Bu çeviri diğerlerine göre daha çekici çünkü öncelikle yazıldığı gibi okunuyor, yani Türkçe’ye uygun, kulağa güzel geliyor ve aynı zamanda yabancı bir kelimenin okunuş şeklini alıp türkçeleştirmek dilimizde çok sık görülen bir şey. Televizyon, ofis, şömine, pijama… ve niceleri buna örnek.

 

Mim de ne ki?

 

İnternet Mimleri:

İnternet mimlerinin başlıca özellikleri şöyle sıralanabilir:

  1. Yaydıkları fikirler kısa ve özdür.
  2. Paylaşımları kolaydır.
  3. Bahsettikleri konular evrensel, güncel ya da hiçbir kategoriye girmeyen sıradan şeyler olabilir.
  4. Kullanıcıların yaymak istedikleri düşünceleri korkusuz ve sansürsüz bir şekilde paylaşabilmelerini sağlarlar.
  5. İnsanlar arası iletişimi teşvik ederler.

İlk İnternet mimleri e-posta yoluyla paylaşılmaya başlandı. Teknoloji geliştikçe ve yaygınlaştıkça e-postadan sosyal medyaya ve İnternet sitelerine taşındılar.

Çoğumuz bizimle benzer durumlarda bulunan insanların düşüncelerini okumayı ya da hiçbir şekilde aklımıza gelemeyecek durumlardaki insanların hissettiklerine tanık olmayı çekici buluruz.

Mesela çoğu İnternet kullanıcısı aşağıdaki durumu yaşayan kişinin halinden anlar, paylaşılan tecrübe hakkında yorumlar yapar ve sosyal medya ortamında paylaşmaya başlar 5

 

Mimlerin ortalama bir yaşı olmasa da evrensel 6 özellikteki mimler uzun ömürlü, diğerleri genelde kısa ömürlü olurlar. Nedenlerine örneklerle birlikte yazının en sonunda bakacağız.

Bu arada meraklısına: İlk İnternet mimi Hampsterdance Song ve ilk resim-makro mimi de O RLY

 

1- Kullanıldıkları yerler:

İnternette kafanı çevirdiğin her yerde bir mimle karşılaşırsın.

Olay o kadar popüler ki mimlerin paylaşımı üzerine kurulan birçok site var. Sanırım bu sitelerin en ünlüsü de şu an Türkiye’de yasaklı olan imgur.com. Imgur neredeyse internetin mim deposu olarak kullanılır ve en taze mimler 7 bu sitede paylaşılır.

Imgur sadece Türkiye’de değil Endonezya, Türkmenistan, Kuzey Kore gibi ülkelerde de yasaklı. Fakat İmgur gibi sitelere getirilen sansür ve yasaklar mimlerin popülaritesine bir engel değil çünkü Dünya çapına baktığımızda mimlere bakarak boş vakitlerini değerlendirenlerin sayısı hızla artıyor.

Şuradaki Google Trends raporuna göre internet kullanıcıları memes kelimesini 2016 yılından itibaren Justin Bieber kelimesinden daha fazla aramaya başlamışlar 8

 

 

 

Peki hangi durumlarda insanlar mimlerle zaman geçirirler?

Mimler genelde boş vakitlerini eğlenceli ve güncel bilgilerle geçirmek isteyenler tarafından kullanılır.

İnternet kullanıcıların mimlere en çok baktığı durumlar şöyle sıralanabilir:

  1. Otobüs, dolmuş, vapur vs. yolculuklarında
  2. Arkadaşını beklerken
  3. Büyük tuvalet esnasında
  4. Ofiste iş yoğunluğundan bunalınca
  5. Uyumadan önce yatakta

 

2- Nasıl işlerler?

Yukarıda da dediğim gibi kültürel anlamda paylaşılan her türlü bilgi (yazılı-yazısız), mim kategorisine girebilir.

Fakat İnternet mimleri kendilerine özgü bir şekilde geliştikleri için yine kendilerine özgü işleyiş şekilleri vardır ve yukarıda da belirttiğim gibi birden çok şekle girebilirler.

Örnek vermek istersem:

Binlerce çeşidi olan bir olaya genel bir örnek bulmak çok zor. O yüzden yazının sonuna en popüler mimleri açıklayan bir bölüm koyacağım. Fakat şimdilik seni Bad luck Brian ile tanıştırmak istiyorum.

Sıradan bir gencin vesikalık fotoğrafının insanlara kötü şans hissi uyandırması sonucu ortaya çıkan bir mimdir kendisi. Genelde talihsiz olayları anlatmak için kullanılır.

 

 

Yazının sonunda daha birçok örnek vereceğim.

Şimdi lafı daha uzatmadan mimlerin evrimsel geçmişine bakalım.

 

Mimlerin evrimsel geçmişi

1- “Meme” kelimesi nasıl ortaya çıktı?

Mim kavramı İnternet’in kendisinden çok daha eski.

Evrimsel biyolog Richard Dawkins meme kelimesini ilk olarak 1976’da yayınladığı The Selfish Gene (Gen Bencildir) kitabında mim teorisini açıklarken kullanıldı.

Yazının ilerleyen kısımlarında mim teorisine beraber ayrıntılı bakacağız. Çünkü altında tahmin edebileceğinden daha derin anlamlar yatıyor.

Şimdi birazcık daha derine inip (!) mimlerin ilk çıkış macerasından yani insan beyninden ve kültürden bahsetmek istiyorum.

Fakat önce tekrar etmekte fayda var:

  • Nasıl ki biyolojik evrim tek hücreli canlılarla başlayıp zamanla kompleks hale geldiyse,
  • Kültür evrimi de son derece basit fikirlerin nesilden nesile aktarılması ile başladı,
  • Aktarılan fikirler zamanla, yavaş yavaş gelişti ve
  • Nihayet modern çağda İnternet mimlerine dönüştü.

 

Evrimsel Not: Canlıları hayatta kalmaya ve üremeye iten sebep, DNA’larında taşıdıkları genetik bilginin yok olmasını engellemektir. Bu biyolojik motivasyon sayesinde de Dünya üzerindeki her türlü yaşayan organizma elinden geldiği kadar çevresine uyum sağlamaya çalışır. Böyle “basit” bir olguyu 600 milyon yıl gibi 9 akıl almaz bir süre ile birleştirince de ortaya kedi, ağaç, bok böceği, ayı, serçe, insan… vb. tarzı son derece kompleks yaratıklar çıkar. Doğaya uyum sağlama denince de benim aklıma hep timsahlar gelir. Bu dinozor görünüşlü yaratıklar sahip oldukları genetik bilgiyi yaklaşık 200 milyon yıldır nesilden nesile aktarmayı becermişlerdir. Buna karşılık modern insanın genleri yaklaşık 200 bin yaşında.

 

2- Beynin ve Kültürün Evrimi:

 

Bundan 13.7 milyar yıl önce, ilk başta Büyük Bir Patlama yaşandı.

Peşinden ilk yıldızlar, gezegenler, galaksiler oluştu.

Oluşan galaksilerin bir tanesinde, tamamen sıradan bir noktadaki bir gezegende hayat ortaya çıktı.

Dünya dediğimiz bu gezegenin hayata elverişli koşulları bir yandan canlı türlerinin sayısında çok kısa sürede bir patlamaya sebep olurken, diğer yandan canlı çeşidinin birden artması canlılar arasında:

  • Yemek bulma yarışına,
  • Üreme çabasına ve
  • Hayatta kalma kavgasına sebep oldu.

Bu eşsiz yarış yaklaşık 600 milyon yıldır yani çok hücreli, kompleks hayatın başlangıcından bu yana devam ediyor.

600 milyon yıl çok uzun bir zaman. Geçen zamanın uzunluğunu daha iyi kavrayabilmek için Yer Küre’nin oluşumundan modern insana kadar geçen süreyi 1 saate sıkıştırdım:

 

4.5 Milyar Yıl 1 Saatte:

 

Dikkat ettiysen ilk çok hücreli canlı gece yarısına sadece 8 dakika kala ortaya çıkıyor. Yani Dünya tarihinin çoooooooooooooooooooooooooooooook büyük bir bölümü 10 bakteri ve virüs tarzı canlılar tarafından işgal edilmiş.

İnanılmaz!

Nihayet yaklaşık 500 milyon yıl önce ise, yani gece yarısına 7 kala ilk kompleks beyin ve sinir sistemi solucan tarzı canlılarda oluşmaya başladı.

Evrim, bu yeni organı sağladığı avantajlar sayesinde diğer canlılara da hızla yaymaya başladı ve böylece beyin organı evrim ağacında yavaş yavaş kalıcı bir yere sahip olmaya başladı.

 

 

Beynin getirdiği avantajlar milyonlarca yıl boyunca doğal seçim öncülüğünde, canlının içinde bulunduğu ortamın ve rasgele DNA mutasyonun yardımıyla sayısız değişik şekle girdiler.

Birkaç örnek vermek gerekirse:

 

3- İnsan Beyni:

 

 

Gelelim bize, yani insanoğluna…

Biliyorsun gelişmiş beynimiz bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özellik.

İnsan beyni o kadar özel ki Carl Sagan “Biz Kozmos’un kendisini anlamasının bir yoluyuz” der.

Bunu demede de çok haklı çünkü her şeyin oluşmasını sağlayan kimyasal moleküller milyarlarca yıl önce patlayan yıldızların sonucu olarak Kozmos’a yayılmış, ilk güneş sistemlerinin ve gezegenlerin oluşmasını sağlamış ve bu gezegenlerden bir tanesinde hayatın başlamasına neden olup senin benim gibi bilinçli varlıkların evrilmesine öncülük etmiştir.

O yüzden beyninin kıymetini bil çünkü şimdiye kadar evrendeki tek bilinen bilinçli organ.

 

Yalnız…

Unutmaman gereken çok önemli 2 konu var:

1- Evrimin bir amacı yok: Evrim en iyiyi oluşturmaya çalışmaz; hayatta kalacak kadar yeterli olanı tercih eder. O yüzden insana varana kadar sayısız canlı türü, bilince gereksinim duymadan milyonlarca yıl boyunca hayatlarına devam edebildi ve başarılı bir şekilde nesiller boyunca genlerini kuşaktan kuşağa aktarabildiler.

2- Beyin sadece insanda var olan bir organ değil: Deniz mercanı ve denizanası tarzı canlılar haricindeki Dünya’daki bütün canlılarda beyin bulunur. İnsan da dahil olmak üzere bütün canlıların beyni yukarıda bahsettiğim temel birkaç amaç doğrultusunda evrildi, canlı çeşidi arttıkça beynin de çeşidi arttı ve buna bağlı olarak da sağladığı yararlar çok yönlü olarak gelişti.

Kısaca: İnsan beyni boyuta ve nöron sayısına odaklanarak evrildi ve daha akıllı, hatta bilinçli varlıkların ortaya çıkmasına neden oldu. Bilinç, doğada o zamana kadar doldurulmamış çok büyük bir ekolojik boşluğu doldurdu ve insanoğlu çok kısa sürede yaşadığı gezegenin hâkimi oldu.

Modern dünyada vergilerini hesaplamak, Pokemon karakterlerinin isimlerini ezberlemek ya da çıkan en taze mimleri kaçırmamak gibi şeylerle uğraşan insan beyni, bundan çok uzun zaman önce, sırf hayatta kalma teknikleri üretmek için kullanılıyordu.

 

4- Kültür ve ilk kültürel mimler:

 

İnsan beyninin nöron sayısına yoğunlaşarak evrilmesi doğal olarak ilk insanlara birçok avantaj sağladı ve bu avantajların tartışmasız en önemlisi bilgi paylaşabilme kabiliyetiydi.

Bilgi paylaşma 2 açıdan insanlar için büyük avantajdı:

1- Hayatta kalma: Diğer canlılar tehlikeyi haber vermek için sadece iki yol kullanabiliyorken: tehlikeye doğru işaret etmek ya da birbirine benzer tonlarda çığlık atmak; insan bu iki yolun üzerine, gelişmiş beyni sayesinde bir de tehlike oluşturan şeye özel bir isim vermeyi ekledi. Böylece çok daha etkili bir şekilde ailesini ve arkadaşlarını uyarmaya ve yavrularının hayatta kalma süresini git gide artırmaya başladı.

2- Kültür: Aslına bakacak olursan çoğu canlının kendisine özgü kültürü vardır. Çünkü hemen hemen bütün canlılar yeni nesillere yararlı bilgiler bırakmak isterler ve çoğu da öğrendiklerini o ya da bu şekilde yavrularına aktarır. Memeliler ise bu dünyadaki gelmiş geçmiş en duygusal yaratıklar oldukları için yavrular yuvadan uçmadan önce anne-babalarıyla geçirdikleri süre, mesela sürüngenlere göre çok daha uzundur. Bu dönemde oyunlar oynanır, hikayeler anlatılır ve bilgiler paylaşılır. Böylece kültür ortaya çıkar.

 

Kısacası diyebiliriz ki hayatta kalma dürtüsü ve bilgi paylaşım arzusu kültürün ve ilk mimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yüzbinlerce yıllık evrimi günümüzün teknolojisiyle birleştirince de İnternet mimleri karşımıza çıkar.

İlk kültürel mimlerin yayılmasındaki en büyük etken ise kesinlikle yazının icadı olmuştur.

 

5- Yazının ve matbaanın icadı:

“Kitap tohuma benzer. İkisi de çok uzun süre bozulmadan bekleyebilir ve en verimli topraklarda tekrar hayat bulurlar, yeşerirler.”  – Carl Sagan

Dünya’daki ilk yazarlardan bazıları yaklaşık 5000 sene önce yaşadılar ve ilk yazılı eserleri kil, toprak, kaya, papirus 11 ve bambu üzerine yazarak ürettiler.

Aşağıdaki resimler en eski yazılı eserlere örnek, aynı zamanda atalarımızın ne kadar zeki ve yaratıcı olduklarının birer göstergeleri:

 


 


 

Evrimsel not: Yazı, çok farklı coğrafyalarda hemen hemen aynı dönemlerde ortaya çıkmış bir buluş. Mesela Orta Asya’da bulunan ilk yazılı ürünlerle Güney Amerika kıtasındaki yerlilerin (Azteklerin) ürettikleri yazılı ürünler aynı dönemlere denk gelir. Bu da insan beyninin mesafe tanımadan Yer Küre’nin her yerinde benzer hızda evrildiğini kanıtlar.

 

Tarihte mimlerin gelişimine en büyük katkıyı Çin kâğıt ve mürekkebi icat ederek sağladı.

Mürekkeple kağıt üzerine yazmak çiviyle kaya üzerine yazmaktan daha avantajlıydı doğal olarak. Fakat üretim hızı açısından atalarımıza yeterli gelmemeye başlamıştı. Bu seferki sorun elle yazılan eserlerin tek kopya üretilmek zorunda olmasıydı.

Bu noktada insan beyni tekrar devreye girdi ve elleri bir kez daha boşaltarak yazılı eserleri çok daha kolayca ve hızlıca çoğaltan bir makine olan matbaayı icat etti. Matbaanın icadı bilgi paylaşımını o kadar kolaylaştırdı ki altıncı ve yedinci yüzyıllarda Uzak Doğu bilimsel ve kültürel gelişim patlaması yaşadı.

Matbaa Avrupa’ya ise anca on beşinci yüzyılda geldi ve gelir gelmez etkisini göstermeye başladı. Matbaa gelene kadar bütün Avrupa’da yaklaşık 10 bin kitap vardı. Matbaa geldikten sonra ise 5 sene içinde kitap sayısı 10 milyona çıktı. 16. yüzyılda soylu takımının kitap biriktirmeye başlaması zengin bir kütüphaneye sahip olmanın bir gösteriş haline gelmesini sağladı.

Bu durum İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde okumayı ve öğrenmeyi son derece hızlandırdı, Voltaire, Galileo, Newton, Darwin, Einstein gibi bilim adamlarının düşüncelerini oluşturmalarını sağladı ve bilimsel düşüncenin modern hayata kadar ulaşmasını sağladı.

Gördüğün gibi büyük resme baktığın zaman her şey her şeyle bir şekilde bağlantılı.

 

6- Mim teorisi:

“Genler ölümsüzdür çünkü içerdikleri genetik bilgi sadece ufacık bir değişime uğrayarak nesiller boyunca yeniden üretilir ve çoğalır. 10 milyonlarca, hatta 100 milyonlarca yıl boyunca aynı genetik bilgiyi koruyabilen genler vardır. Bu demek oluyor ki, genlerini 100 milyonlarca yıl boyunca nesilden nesile aktarabilen bir canlı türü, hayatta kalma ve üretkenlik (doğaya uyum sağlama) konusunda son derece başarılı bir canlıdır […] O yüzden ben bu tür canlılara hayatta kalma makineleri (survival machines) diyorum. Öyleyse bu bilgiye göre diyebiliriz ki; canlı bir organizma, genetik bilginin çoğalmasını sağlayan, kullanılıp atılabilir (tek kullanımlık) bir hayatta kalma makinesidir.”   – Richard Dawkins

 

 

Richard Dawkins bir biyolog.

Doğal olarak evrim, genler, DNA, anatomi vs. gibi konular ana ilgi alanlarını oluşturur. Bu konular içerisinden Darwin’in doğal seçimle oluşan evrim teorisi ve genlerin (neredeyse) ölümsüz olmaları ise mim teorisinin esas ilham kaynaklarıdır.

Evrim teorisine göre kendi kopyasını çıkarabilen (kendiliğinden çoğalan) her şey evrilmeye müsaittir. Dünya’da bu işlem DNA molekülünün hücre bölünmesi sırasında kendisini eşleyerek yapısında bulunan bilgilerin, yani genlerin, yeni oluşacak yavru hücrelere geçmesiyle gerçekleşir. Bu durum aynı zamanda kalıtım olarak da adlandırılır. Mesela eğer, evrenin başka bir köşesinde, başka dünyalarda kendi kopyalarını çıkartabilen başka moleküller varsa, o dünyalardaki canlılar da Darwin’in evrim teorisi çizgisinde gelişeceklerdir.

Richard Dawkins’e göre ise aynı genler gibi, fikirler de hayatta kalmaya çalışan, bir beyinden diğerine geçerken kendi kopyalarını çıkarabilen, çoğaldıkça mutasyona uğrayan ve -en önemlisi- kendisini taşıyan canlının hayatta kalma şansını artıran bilgi depolarıdır. Dawkins, 1976’da Selfish Gene kitabında kendi kopyasını çıkartan bu yeni şeye “meme” ismini koyarak bütün Dünya’ya sunar.

Mim teorisini önemli ve özel kılan bana göre iki durum var:

1- Kültür evrimini biyolojik evrimle aynı kefeye koyar: Bu teori değişik kültürlerin ve fikirlerin tek bir kökten türeyip coğrafi yayılmayla birlikte çoğaldıklarını savunur. Nasıl ki Dünya’daki bütün yaşayan varlıklar tek hücreli canlılardan evrilerek oluştularsa, Dünya’daki bütün kültürler de bilince ulaşan ilk insanların paylaştıkları bilgiler doğrultusunda ortaya çıkmışlardır.

2- Bir biyolog tarafından öne sürülmüş olması: Çünkü bilim ve bilim adamı deyince akla sadece somut, gözle görülen ve ölçülebilen şeyler gelir. Fakat mim teorisi biyolojik evrilmeyle sosyal evrilmeyi aynı kefeye koyarak bilim dünyasında soyut bir kavramın aynı ciddiyetle araştırılması gerektiğini savunur. Bu tarz öneriler ise bir biyologdan çok, genelde filozoflardan ya da sosyologlardan beklenir.

 

Kısacası mim teorisi insanoğlunun sadece genlerini hayatta tutmak için evrildiğini değil, aynı zamanda tamamen doğayla örtüşük bir şekilde bilgi, fikir ve davranış biçimlerini de yaymak için evrildiğini savunur. Bu teoriye göre doğa, insanoğluna genlerinin devamını sağlamanın yanında bir de mimlerinin devamını sağlama görevi vermiştir.

Bana göre mim teorisi, bu özelliğiyle evrim teorisinin daha zengin ve insani bir içerik kazanmasını sağlar. Eminim Charles Darwin hayatta olsaydı O da mim teorisini desteklerdi.

 

İçgörüş: Dawkins’in hayatta kalma makinesi tanımı doğal olarak çok tepki topladı ve toplamaya devam ediyor. Bazıları böyle bir tanımın bütün canlılara et yığını olarak baktığını, fedakârlık ve özveri gibi insani özellikleri göz ardı ettiğini ve hatta bu tür duyguların varlığı evrim teorisinin yanlış olduğunun ispatı olduğunu savunurlar. Halbuki her ne kadar birinci nokta doğru olsa da evrim teorisi fedakârlık ve özveri gibi duyguları göz ardı etmez. Çünkü bu duygular sadece insanda değil, doğadaki hemen hemen her canlıda gözlemlenir. Ve bu durum evrimle tamamen örtüşür. Şöyle ki, fedakârlık ve özveri, ebeveynler için kendi genlerini taşıyan yavrularının hayatta kalmalarını sağlamada en etkili yöntemlerden bir tanesidir. Mesela bir anne farenin yuvasına saldıran yılana yavrularını korumak için ölümü göze alarak karşı koyması, ya da (çoğu) anne insanın yemeyip içmeyip çocuklarını doyurmaya çalışması vb. gibi davranışlar genlerin devamını sağladığı için evrimsel açıklamaya da uyarlar. Bu ve bunun gibi örnekler hayatın her alanında karşımıza çıkar. Bu yüzden de ne kadar çabuk diğer canlılardan üstün varlıklar olduğumuz düşüncesinden vazgeçip doğanın bir parçası olduğumuzu kabul edersek bizim için o kadar yararlı olacaktır.

 

Sonuç

Mimlerin geçirdikleri bu uzun macerayı okumak umarım neden İnternet’in gözdesi olduklarını anlamanı birazcık sağlamıştır.

Bir şeyin popülaritesi ne kadar artarsa çeşitliliği de o kadar artar ya, internet mimleri bu tanımı abartarak doğrular. Buradaki bilgiye göre şu an İnternet’te 2.871 adet doğrulanmış mim çeşidi var.

Durum böyle olunca telefonlarında ya da bilgisayarlarında İnternet mimleri biriktiren, yeni mimler oluşturan ve bunları sıklıkla paylaşan bir kitle oluşmuş durumda.

Ve sayıları git gide artıyor.


 

Favori mimlerimin açıklamalı ve örnekli listesi için tıkla.


 

Bu yazıyı PDF formatında indirebilirsin:


 

Yorumlar

yorum

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *